21 Eylül 2013 Cumartesi

Yazının Ömrü

         Sitemin adını niçin “Kelebek” koydum dersiniz? Kelebeğin ömrünün kısa olduğu mitini düşündüm de ondan. Bizim ömrümüz uzun mu? Ebedi yaşamı düşünürsek dünyadaki yaşamımız bir an bile sayılmaz. Demek ki ömür süresi göreli bir kavram.

        Yanlış anlaşılmaması için belirteyim ki kendimi kelebeğe benzettiğim falan yok. Aslında “Yazı”yı kelebeğe benzetmeye çalışıyorum. Ama durumu karıştırıyorum. Bazen ben de bir kelebek oluyorum.

        Kelebeklerin yumurta, tırtıl ve koza dönemleri de ilginç. Bu aşamalardan geçtikten sonra , başka deyişle kelebek olarak kısa bir süre yaşarlar.

        Bu bilgilerden hareketle biz de, yazılarımız da kısa dönem aşamasına geldik.  Kelebekler gibi hafif kanat çırpmaya, özgürce dolaşmaya başladık.  

        Bu benzetmelerimizin, düşündürücü satırlarımızın beyinlerdeki ömrü çok kısa olabilir. Belli de olmaz, bakarsınız  fikirlerimizi yeşil yapraklar üzerine bırakabilir ve yeni yeni kelebekler oluşumuna neden olabiliriz.

        Bu kısa yazımız, uzun yıllar sonraya da kalabilir.

        Bu küçücük kelebeğin, hafif kanat çırpışları evrendeki kaosa rağmen nasıl etkili olabilir?

        Narin gibi görünen bu canlıyı tanıyabilirsek fikrimiz değişebilir. [i] Kendimize güvenimiz de artabilir.

        Kendimize güvenle önce bir çevremize bakalım, medyayı inceleyelim, sonra da düşünelim:

       Başarılı gibi görünen kişi, kurum ve kuruluşların başarıları genel ve devamlı mutluluk sağlayabilecek  midir?

        Yine başarı ve mutluluğun örtüşmesini hatırlattım. Her zaman  hatırlatacağım. Bazen doğrudan, bazen de dolaylı biçimde hatırlatmaya çalışacağım. Bu bir amaç olduğu kadar bir ölçüt/kriter olacaktır. Çevremizi değerlendirirken de, yazarken de.

        Uzun bir yumurta, tırtıl, koza döneminden sonra özgürce, hafifce kanat çırpıp, yeşillerin üzerine yumurtlarını bırakan kelebekler gibi ömrümüzün kısalığını düşünmeden, inşallah yazmaya devam edeceğiz.

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 21. 09. 2013






[i]
Kelebekler aylarca tırtıl halinde yaşadıkları halde, kelebek olarak yetişkin iken çok kısa bir süre yaşarlar. Bu yüzden bir kısım kelebeklerde beslenme için ağız ve hortum bile bulunmaz. Yaşamlarının bu kısa parçasını beslenmekten çok eşlerini aramak, çiftleşmek ve yumurtlamak, kısaca yeni kuşakları oluşturabilmek için harcarlar.

Çok narin gibi görünmelerine rağmen kelebeklerin yapıları yeryüzünde karşılaştıkları her sorunu çözecek düzeydedir. Çöllerde bulutlar gibi dolaşırlar, sularda yüzebilir, karanlık mağara kovuklarında yaşayabilirler. Dünyanın en yüksek dağlarında. tropikal ormanlarda, petrol birikintilerinde, yanardağ ağızlarında hatta kutuplarda bile dolaşırlar.

Kelebeklerin 170 bin civarında türü vardır. Böceklerin en geniş takımlarından birini oluştururlar. Yeryüzünde yaşayan kelebek çeşitlerinin sayısının 18 sıfırlı bir sayı ile ifade edilebileceği sanılmaktadır. Yani her insana bir milyon kelebek düşmektedir. Bir başka deyişle ortalama ağırlığı 70 kilogram olan bir insana yeryüzünde 850 kilogram kelebek düşer.

Kelebeğin tüm ömrü değil de ömrünün son safhası gerçekten kısadır ama yine de bir günden fazladır. Aslında onun için süre önemli değildir. Ömrünün bu en güzel aşamasında düşündüğü tek şey vardır, neslinin devamı. Sürüngen bir tırtıl olmaktan kurtulup, havada özgürce dolaştığı bu kısa sürede amacı uğruna çoğunlukla beslenmez bile.

Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/220684-kelebeklerin-omru-neden-24-saattir.html#ixzz2fXHCY1cI

 

 

6 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam,

    Sayfamdaki izleyiciler eklentisine takıldı gözüm, baktım sayı bir artmış, yine baktım, kimi görsem iyi Sabahattin hocamı.

    Hocam yeni blog sayfanız hayırlı olsun ve hayırlara vesile olsun inşAllah. Kaleminiz ve yüreğiniz güçlü ve daim olsun inşAllah.

    Blog sayfanıza "Kelebek" ismini vermişsiniz. Çok güzel. İlk yazınızı okudum ve kelebeklerle ilgili bilmediğim şeyleri öğrendim.

    Kelebek denince ömrü çok kısa, rengarenk baharımızı süsleyen ve aşklara ilham olmuş narin bir tabiat harikası aklımıza gelir. Oysa, onun yaratılış hikmetini şu anda ben bilmiyorum ama, bilim adamları çoktan keşfetmişlerdir.

    Blog sayfanızın ara yüzü de çok güzel olmuş hocam, güle güle kullanın.

    Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun. Görüşmek dileğimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için memnun oldum doğrusu, teşekkür ederim.
      Arada bir, nasip olursa yazmaya çalışacağım.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Ne kadar Doğru. Paylaşım için teşekkürler. İadeyi ziyarete geldim. İyi geceler. başarılar ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Dipnot olarak yazılmış satırlara baktığımda okuduğum ilk cümlelerden aklıma şöyle bir şey geldi. İnsan da doğduğunda uzun süre çocukluk yani cahillik dönemini yaşıyor. Olgunluk ve tecrübe sahibi olduğu dönem ise çok kısa. Bunu en iyi bir şekilde kullanması gerekiyor fakat çok gaflet içinde yaşıyoruz.

    Bazı kelebeklerin beslenme için ağız ve hortumu bile bulunmaz, demişsiniz. Bunu bilmiyordum açıkçası. Onların vazifesi yalnız çoğalmak ve neslin devamı. Düşünüyorum da Allah'ın evliyası da böyle. Kendilerinden çok insanların hidayeti için uğraşırlar.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba,
    Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
    Hayırlı günler dileğiyle.

    YanıtlaSil