29 Aralık 2013 Pazar

Anlayamamak mı, Akıl Tutulması mı?


        Türkiye’mizde, özellikle 2010’lar Türkiye’sinde olup bitenleri anlamıyorum, anlayamıyorum. Niçin anlayamadığımı da anlayamıyorum. Tahsil dersen var, yaş dersen var, tecrübe dersen var, medyayı takip dersen var… Bütün bunlara rağmen yine de anlayamıyorum. Herhalde akıl yürütme melekelelerimde de bir arıza oldu. Malum hafızam zayıfladı, olabilir ki akıl yürütmem de zayıflamıştır.

        Aslında önceleri de mantık kurallarına göre düşünüp değerlendirmesini bilmiyorduk. Geometrik düşünme, derin düşünme gibi kavramları bilmiyorduk. Diyeceğim Köklü bir analiz yapamadığım için değil, basit de olsa olup bitenleri anlamadığım için üzüntü duyuyorum.

        Anlayamadıklarımın bazılarını şöyle bir sıralayıvereyim:

 ü  Türkiye Cumhuriyetinin neden dönüştürülmek istendiğini anlayamıyorum. Adım adım ilerleyen bu dönüştürme hamleleri karşısında sessiz kalışı ise hiç anlayamıyorum.
ü  Türk üst kimliğinin kaldırılarak alt kimliklerin ortaya atılmasını anlayamıyorum. Bu planın Türkiye Cumhuriyetinin zaman içinde parçalanmasına sebep olacağının anlaşılmamasını  ise hiç anlayamıyorum.
 ü  Dinimizin aslı güzelliği ve bütün açıklığı ile öğretilmemesini anlayamıyorum. Dinimizin istismar edilmesini, Allahla aldatmayı hiç anlayamıyorum.
ü  Yasama, yürütme ve yargı erklerinin uyumlu işleyişini önleme çalışmalarını anlayamıyorum. Bu erklere karşı güvenlerin sarsılmasına neden olan çalışmaları ise hiç anlayamıyorum.
ü  Adam kayırma, rüşvet, hırsızlık vb. olumsuzluklara geçit veren düzenlemeler yapmayı anlayamıyorum. Bu konuların mahkemeye intikalini önleme çabalarını ise hiç anlayamıyorum.


        Anlayamadıklarım yukarıdakilerle sınırlı değil. Listeyi boşuna uzatmayayım. Hiçbir şeyi anlayamıyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi buna üzülüyorum; ama gazete ve televizyonlardaki programları inceledikten sonra, anlayamama konusunda  kendi adıma teselli buluyorum, Öyle ya herkes ayrı telden konuşuyor. Aynı olayları farklı farklı yorumluyorlar. Bense hiç kimsenin penceresinden bakıyor değilim.

         Olaylara değişik cephelerden bakmak, değişik yorumlar yapmak elbette bir zenginliktir. Ancak bir anlama kargaşası var gibime geliyor.

        Konuya yalnız benim açımdan bakılırsa sorun pek önemli değil. “Mantıklı bir muhakeme yapamıyor.” denilebilir; ancak tüm aydınlar düşünülürse durumun çok ciddi olduğu söylenebilir. Daha vahimi birçok kişinin  akıl tutulmasına uğradığı da düşünülebilir.[i]

        Akıl tutulmasının uzun sürmemesi dileğiyle.

        Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli


[i] Adına ‘akıl tutulması‘ demese de eleştirel felsefenin babası sayılan Immanuel Kant (1724-1804), aydınlanma nedir sorusuna cevap verirken bu hür seçimin nasıl gerçekleştiğini şöyle açıklamıştı: “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile içine düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa, insankendi suçu ile düşmüştür; bunun sebebini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır.”

4 Aralık 2013 Çarşamba

En Güzel Söz...


        Nazım Hikmet’in “En Güzel Deniz” adlı şiirini okumuşsunuzdur.[i]  Her mısrasını beğendiğim o şiirde geçen “Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: / henüz söylememiş olduğum sözdür...” mısralarını sık sık kullanmışımdır.

        Sözünü ettiğim şiiri Bekir Coşkun’un bugünkü yazısını okurken yine hatırladım.[ii] Hatırlamakla kalmadım. Hem duygulandım hem de düşündüm:

       Coşkun’un dolaylı biçimde işaret ettiği gibi, her zaman özellikle günümüzde büyük vebal altındayız. Bu vebalden kurtulmak için elimizden geleni yapmalıyız.

       Bizleri vebal altına bırakan durum Türkiye Cumhuriyetinin içinde bulunduğu bunalımdır. Bu bunalıma seyirci kalamayız. Bizim de önerilerimiz olmalı. Ama görevimizi, Coşkun’un deyişiyle “ya adam gibi yapmalı ya da susmalıyız.” En azından halkı yanlış yönlendirmemiş, işbirlikçileri teşvik etmemiş ve de bilgi kirliliğine sebep olmamış oluruz.

       Ben de, elimde bilgi, belge vb. kaynaklar olmadığından şimdilik susuyorum. Ve sana söylemek  istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür...”

    Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli

 

[ii] Yazılmamış Güzel Yazılar, Bekir Coşkun, 04. 12. 2013, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/15567/Yazilmamis_Guzel_Yazilar....html