14 Ocak 2014 Salı

Eski Tas Eski Hamam

        İnsan anlamadığı konularda yazmamalı. İnsan anlamadığı konuda yazarsa okuyucularının kafasını karıştırmaktan, yanlış yönlendirmelerden, hatta zararlı olmaktan öteye gidemez.

        Ben siyasetten hiç, ama hiç anlamıyorum. Onun için siyasi konularda tek cümle olsun yazmamalıyım. Öyleyse ne diye bu yazıyı yazıyorum. Bu yazıyı yazıyorum; çünkü siyasetten anlamadığımı belirtmek için yazıyorum.

         İlk seçim mitingini 10 yaşında dinledim. Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Dernekpazarı nahiyesinin (Şimdi ilçedir.) pazarı Cumartesidir. 4 km. uzaktaki köyümüzden (Akköse’den) pazara indik. Orada Rahmetli Osman Bölükbaşı ve arkadaşlarının seçim konuşmalarını dinledim. Aklımda kalan tek cümle “Eski tas, eski hamam.” deyimi olmuştur.

        O günden bu güne yani 2014 kadar çok yönetimler gördüm. Çoğunluk yönetimleri, ihtilâl yönetimleri, muhtıra yönetimleri, koalisyon yönetimleri ve son olarak da gizli koalisyon yönetimleri gördüm. Hepsi için “Aynı tas, aynı hamam.” diyebilir miyiz? Diyebiliriz de diyemeyiz de.

        Siyaset için aynı tas aynı hamam diyebiliriz, çünkü öteden beri seçilen milletvekilleri, genellikle parti genel başkanlarının ya da üst organlarının bir nevi tayini ile seçiliyor. Bu da yasama ve yürütmenin bileştiği görüntüsünü veriyor ki bu da kuvvetler ayrılığını zedeliyor.

        Halkımız rüşveti, suistimalı, adam kayırmayı, yolsuzluğu kanıksamıyor. Sanki kaderiymiş gibi “Hangi dönemde olmadı ki?”deyiveriyor.

       Siyaset için “Aynı tas aynı hamam.” diyebiliriz; ama öyle anlaşılıyor ki taslar değişmiş, hamam da restore edilmiştir.

        Bu konuya girmeseydim keşke. Nasıl devam edeceğimi bilemiyorum.

       Kısaca şunları söyleyelim:

       Devletimizi korumamız boynumuzun borcudur.

        Borcumuzu eda etmek için, anlamayız deyip geri durmaktan, sadece tenkit etmekten çok çözüm üretmeliyiz.

       Çözüm üretebilmemiz için mevcut durumu bilmemiz gerekir. “Eski tas eski hamam.” Söylemi mevcut durumu tam olarak aksettirmez herhalde. Uzmanlığımız yok ki şahsen inceleyelim. Yazılı ve görsel basına da tam güvenemeyiz. Bu durumda ne yapacağız?

       Mevcut durumu Sayın Başbakanın ve üst düzey yetkililerin sözlerinden hareketle tespit edelim:

      Devlet içinde paralel devletler var, çeteler var.

       Ne demek paralel devlet? Emirleri asıl amirinden değil de başka bir yerden almak demek. Yani kanunu çiğnemek demektir. Yine Sayın Başbakanın dediğine göre dış mihraklar da Türkiye aleyhine çalışıyor. Başka deyişle başka kıtadan, adadan, dağdan, başka devletlerden emir alan çetelerin içimizde olması çok vahim bir durumdur. Bu vahim durum karşısında Sayın Başbakanın ifadesiyle istiklâl mücadelesi vermemiz gerekir. Yürütme organına “Bu durumu siz yarattınız.” demenin anlamı yok. Evet, onlar yarattı; ama bunun sırası değil. “Bu durumdan şimdi mi haberiniz oldu?” demenin de bir yararı yok.  Evet, burada da büyük bir acizlik ya tam olarak ifade edemediğimiz bir zafiyet vardır.

       Neresinden bakarsak bakalım durum vahim: Başta Türk silâhlı Kuvvetlerinin olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarının prestişini düşüren; daha önemlisi yasama, yürütme ve yargıya güveni azaltan bir durumla karşı karşıyayız.

       Üzerinde bulunduğumuz zemin, bataklık demeyelim, yumuşak bir zemindir. Fazla debelenmeyelim, sokağa dökülmeyelim. Sayın Başbakan, ne amaçla söylediği bilinmese de talihsiz olarak “%51’i zor tutuyorum.”demişti bir zamanlar. Böyle yanlışlara düşmeyelim.

       Seçimler yaklaşıyor. Aklımızı kullanalım. Soğukkanlılığımızı koruyalım. İstismarcılara fırsat verip güç gösterilerine kalkışmayalım. Bu arada Sayın Cumhurbaşkanımızın bir konuşmasında Hitlerin, Stalin’in gücünden söz etmesindeki anlamı da değerlendirelim.

        İstiklâl mücadelemizi Başkomutanın liderliğinde TBMM başarıyla vermişti. Bugün de aynı başarıyı bekliyoruz.

        Not olarak da şunları ekleyelim. Basınımızda güzel temennilerde bulunanlara, çözüm üretenlere “Yolsuzlukları mı kapatmak.” İstiyorsunuz diyenler var. Biz hiçbir zaman böyle demiyoruz. Yürütmenin böyle bir görüntü vermesinin doğru olmadığını da vurgulamak istiyoruz.

        “Eski tas eski hahamdan” söze girdik. Bir türlü eski alışkanlıklardan kurtulamadık. Neymiş alışkanlığız. Lâf üretmek, lâf gevelemek. Öyle ya, basında her gün her gün söylenenleri söyleyiverdik. Yeni bir fikir, yeni çözüm üretemedik. Dedik ya siyasetten hiç anlamıyoruz. İşte kusurumuz burada siyaseti öğrenmeğe çalışmalı açık deyişle kendimizi yönetmesini bilmeliyiz ki demokrasi gelişsin.

        Tam bir demokrasiyi geliştirmemiz dileğiyle.

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

 Not: 6 mayıs 2011'de Milliyet Blogda "Eski tas eski hamam değil" başlıklı bir yazı yazmıştım. Az da olsa değişik açıdan yazdım o yazıyı. Bu bir kaç sene içinde ne değişti ki meşhur deyimi değişik biçimde kullandık. Ne değiştiğini anlayanlar anlamıştır...
 
http://blog.milliyet.com.tr/artik--eski-tas--eski-hamam--degil/Blog/?BlogNo=304949
 

6 yorum:

  1. fikrinize ve kaleminize sağlık
    izninizle yazınızı paylaşıyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz, yorumunuz ve yazıyı paylaşımınız için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  2. elinize sağlık hocam..sizinde emekli öğretmen olduğunzu duydum..blogda hüseyin hocamız var..oda emekli öğretmen..arkadaş olarak eklemişsiniz onu sanmıyorsam..az önce sizin yazınıza yakın 2 yazısna yorum yaptım..ben tm bunların nedenlerini bağımsız olmayan yargı sistemine bağlıyorum..bir yargı herhangi bir güce hizmet ediyorsa o yargı sistemi ve ona bağlı tüm sistemler hastalıklı hale gelir..gücün heasap verebildiği bir bağımsız yargı sistemin oluşması dileğimizdir..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Düşüncenize katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil
  3. Merhabalar Sabahattin Hocam.

    Yazınızı okudum. Haklısınız. Lafına, sözüne güvenebileceğiniz bir yönetim olur ve sadece onun ağzına bakarsınız. Ama, ne yöneticilere, ne gazetecilere, ne basına, ne de medyaya güvenemiyorsunuz. Neden? Herkes çıkarı ve menfaati için konuşuyor.

    Sizin de dediğiniz gibi sayın hocam, bizler uzman değiliz bu kokuşmuşluğa ve çürümüşlüğe çözüm üretemeyiz. Yönetim kendi tabanını bile bilgilendirmiyor ki, vatandaşını bilgilendirsin.

    Şimdi, vatandaş olarak ne yapalım? O halde, bizim konuşacağımız tek bir zaman ve mekan var, o da seçim zamanı sandık deyip, o zamana kadar hiç tepkimizi ortaya koymamamız, sesimizi soluğumuzu çıkarmamamız mı gerekiyor? Ne yapalım? Nasıl davranalım? Doğrusu nedir sayın hocam? Emin olun, ben de şaşırdım kaldım.

    Yazınzıda bahsettiğiniz Osman Bölükbaşı, benim memleketlimdir. İsmet İnönü, torunu ve Osman Bölükbaşı bir uçak yolculuğunda iken, İsmet İnönü'nün torunu Osman Bölükbaşı'na "Osman dede bir para ver de aşağıya atayım, parayı bulan biri sevinsin" demiş. Osman Bölükbaşı'da toruna "oğlum, İsmet dedeni aşağıya at da tüm Türkiye sevinsin" demiş. Şimdi tüm Türkiye'yi sevindirecek bir hareket bekliyoruz. Cenab-ı Hakk, ülkemizin ve üzerinde yaşayan insanlarımızın haklarında hayırlısını versin inşAllah!

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Demokrasinin ne olup ne olmadığını öğrenmemiz gerekir.
      Demokrasi ve insan haklarının gereğini yaparız inşallah.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil