27 Şubat 2014 Perşembe

Öğrenilmiş Çaresizlik

         Hukukun üstünlüğüne dayalı, laik, bilimsel gelişmelerin ihmal edilmediği, sosyal ve katılımcı demokrasiyi hep özleyip durmuşuzdur. Bu özlemlerimizi nedense gerçekleştiremedik. Gerçekleştirmek şöyle dursun “Tam demokrasiyi gerçekleştiremeyiz.”zehabına kapılıyoruz. Kurtuluş Savaşında da “Özgürlüğümüze, bağımsızlığımıza kavuşamayız; İngilizlerin ya da Amerikalıların mandasını kabul edelim.” diyenlerin duygularına kapılıyoruz. Zaman zaman da “ Bizden adam olmaz.” demişizdir. Şimdilerde ne dediğimizi de bilmiyoruz. Çok yoğun bir sesli ve görsel medya bombardımanı altındayız. Önce medya bombardımanı ile her taraf dümdüz ediliyor sonra maskeli güçler ilerleme kaydediyor. Bizler de çaresizce, endişe ve umutsuzlukla bakınıyoruz.

         Allah’ın izniyle, çaresizliği de, endişeyi ve umutsuzluğu da atlatabiliriz. Ancak öğrenilmiş çaresizliği atlatabilmemiz biraz zor olacaktır.Öğretmenliğim sırasında sıkça duyduğum bu kavram emekli olduğum ve toz duman içinde hiçbir şey göremediğim bu günlerde de karşıma çıkıyor:

         Özgür Bolat Hürriyetteki bugünkü köşesinde öğrenilmiş çaresizliğin toplumu nasıl etkilediği üzerinde duruyor.[i] Bolat’ın bu yazısını bir teşhis gibi düşündüm ve öğrenilmiş çaresizlik üzerine birkaç yazı okudum. Aslında “sebat ve azim” kavramları kültürümüzde var. Yani öğrenilmiş çaresizlik olmaması gerekir. “Allahtan umut kesilmez.”sözünü her zaman tekrarlayan bir toplumda öğrenilmiş çaresizliğin nasıl olduğu da ayrıca bir araştırma konusu olabilir.

        “Nedir Öğrenilmiş Çaresizlik?

         Dr. Seligman ve çalışma arkadaşları tarafından bulunan bir psikoloji terimi olan öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness), hayvanların ya da insanların,  karşılaştıkları olumsuz olaylar üzerinde kontrollerinin olmadığını düşündükleri  durumlarda ortaya çıkan apati (duygusuzluk) durumuna denir.
 
         Bu rahatsızlığı olan kişi, daha önce yaşadığı olumsuzluklarla tekrar karşılaşmaktan  kaçınmak için çaba sarfetmez. Seligman'a göre, bireyin olumsuz olaylara maruz  kalmasıyla gelişen öğrenilmiş çaresizlik duygusu; motivasyonsuzluk, uyumsuzluk,
 pasiflik, depresyon, umutsuzluk, eylemlerin sebepleri ve sonuçlarıyla ilgili bir bağ kuramama gibi sorunlara neden olmaktadır.”[ii]

        “Olumsuz düşünen insanları duymayın. Bu şekilde düşünen insanlara kulaklarınızı tıkayın, sağır olun. Çünkü bu gibi insanlar sizin ümitlerinizi, hayallerinizi, gelebilecek başarılarınızı, kısaca geleceğinizi çalarlar. Bu gibi sözler ailede, okulda, işyerinde, hayatın her alanında bizim davranışlarımızı kısıtlar.”[iii]

         Öğrenilmiş çaresizliğin çaresizlikten daha tehlikeli, daha zor olduğu saptanmıştır. Bu saptama elbette bir birey içindir. Toplum düşünülürse iş daha da zorlaşır. Hele “bana ne.”ciliğin hâkim olduğu toplumların, kültür bağları gevşemiş toplumların, sivil toplum kuruluşlarının olmadığı toplumların işleri çok daha zordur.

         Zorlukları aşmamız dileğiyle.

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli




[i] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25901092.asp


[ii] http://www.makineihtisas.com/ogrenilmis-caresizlik-kavrami-.aspx


[iii] http://www.ruhunyolculugu.com/ogrenilmis_caresizlik-t10737.0.html;wap2

2 yorum:

  1. Dediğiniz gibi çalışma hayatında sıkça karşılaşılan bi durumdur. Toplum olarak öğrenilmiş çaresizliğe kapıldığımız iddiası belki kadercilikle birlikte işlenerek güçlendirilebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Yorumunuza katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil