9 Nisan 2014 Çarşamba

Psikolojik Bomba


        İlköğretmen Okulunda ve Eğitim Enstitüsünde genel psikoloji ve eğitim psikolojisi okuduk, TODAİE’de örgüt psikolojisi okuduk, ayrıca psikolojinin diğer dalları hakkında fikir edindik. 35 yıllık öğretmenlik ve yöneticiliğim sırasında bu bilgi birikimlerimden yararlandık. Öğrencilerin ve insanların daha başarılı, daha mutlu olabilmelerine katkı sağlamaya çalıştık. Bu süreçde psikolojinin kötü emellere alet edileceği hiç aklımıza gelmemişti.

         1960’da sosyoloji öğretmenimiz Amerika’daki reklam sektöründen söz ederken psikolojiden yararlanıldığını da söylemişti. Daha sonraları reklam sektörü çocuklar ve bayanlar üzerinde daha etkili olmaya başladı. Lüks tüketimi körükledi. Subliminal mesaj[i] teknikleri ilerledi. Beyinler programlanmaya başlandı. Ancak bu konunun üzerinde fazla durmadık. Gençliğimizi, insanımızı korumaya alamadık.

         “Bilim iki tarafı keskin kılıç gibidir.”diyen hocalarımız atom bombasından örnekler verirdi. Şimdilerde anlıyoruz ki psikolojik bomba atom bombasından daha tehlikeli. Onun için aman dikkat, aman dikkat diyorum. Ülkemiz, insanımız psikolojik bombardıman altında. Bunu bilerek çalışalım. Bunu bilerek vaziyet alalım. Hukuka uygun olmayan, yalanla, kinle, nefretle yüklü söylemlere itibar etmeyelim.

        Bu son zamanlarda toplumlarda algı oluşturma[ii], algıları yönlendirme çalışmaları hızlandı; Öyleki 2014 öncesi ve sonrasında Türkiye’miz bir psikolojik savaş alanı haline geldi. Bu psikolojik savaşın galibi olmayacaktır; savaşın mağlubu ise her zamanki gibi halkımız olacaktır.

         Atatürk’ün başkomutanlığında Kurtuluş Savaşımızı yöneten TBMM içinde bulunduğumuz vahim durumdan kurtulmak için de üzerine düşeni yapacaktır. Umudumuz da, beklentimiz de budur. Başka türlüsü, başka sorunlara kapı açar.

         Yeniden kurtuluş çalışmalarına başlamadan önce bir durum tespitinin yapılacağı umulur. Şöyle ki:

        Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin geliştirilmesi engellendi mi, engellendi. Genel Kurmay’ın kozmik odalarına girildi mi, girildi. Komutanlarımız hapse atıldı mı, atıldı kısaca TSK’ın itibarı zedelendi mi, zedelendi.

        Polisin itibarı, hâkim ve savcıların itibarı zedelendi mi zedelendi. Yargıya güven kaldı mı, kalmadı.

        Partilerin, yöneticilerin itibarı zedelendi mi, zedelendi.
Daha ne olsun.
 
        Bütün bu durumlara sebep nedir? Dış mihraklar mı, yerli işbirlikçileri mi?

        Fazla geç olmadan Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini[iii] okuyalım. Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü bir kere daha görelim ve duruş sergileyelim. Burada bir noktayı da belirtmekte yarar var: Atatürk” Genç demek, genç fikirli demektir.” diyor. Yani hepimiz görevliyiz. Barışı, huzuru bozmadan, kargaşaya meydan vermeden; nefret, kin, intikam gibi duygulara kapılmadan kısacası aklımızı kullanarak içinde bulunduğumuz bunalımdan kurtulmalıyız. Aksi takdirde düşmanların oyununa geliriz, onların ekmeğine yağ süreriz.

       Bütün bu çalışmalarda TBMM rehberliğine ihtiyaç vardır. İnanıyoruz ki TBMM bir parti grubu olmadığını gösterecek ve üzerine düşeni hakkıyla yapacaktır.

     Özgür, demokrat, laik, sosyal bir hukuk devleti olma çabasında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlendirilmesi dileğiyle.

       Sabahattin Gencal, Başiskele- Kocaeli

2 yorum:

  1. Sabahattin bey size tamamen katılıyorum ama benim meclisten umudum yok. İktidar partisi istediği gibi at oynatıyor. Ben aslında gençlerden umutluyum ama sahip çıkıldıklarını, desteklendiklerini hissetmeleri gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Umudunu kaybeden her şeyini kaybeder; onun için hiç bir zaman umudumuzu kaybetmemeliyiz.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil