3 Aralık 2014 Çarşamba

Bugün Radyasyonluyum


 
          Bu yazımı hamile bayanlar, çocuklar ve hastalar okumasın. Öylesine söylemiyorum, doktor tavsiyesi üzerine yazıyorum.
Sabahleyin Kocaeli Devlet Hastanesinde efor testine girdim, ayrıca filim çektirdim. Ayrılırken doktor, radyasyonlu olduğumu; hamile bayanların, çocukların ve hastaların yanında durmamam gerektiğini söyledi.
          Vücudum radyasyonlu, acaba beynim de mi radyasyonlu. Beynimdeki radyasyon yazıma da geçer mi ? Her ihtimale karşı, biz uyarı görevini yapalım.
          Şimdiye kadar herkes için yazdım. Hiçbir sınırlama yapmadım. Eğer sınırlama yapsaydım fanatik partililerin,odunum da odunum. diyenlerin yazılarımı okumamaları gerektiğini söylerdim; ama öğretmen olduğum için bunu kendime yakıştıramadım. Ancak bugünle sınırlı olmak koşuluyla bazı okuyuculara yasak koydum. Bir ara, okuyuculara yasak koymaktansa kendime yasak koymayı yani yazmamayı düşündüm. Ama yazmadan da edemedim.
          Şimdi, baştan başlayarak bugünü nasıl harcadığımızı anlatalım:
          Sabahın yedisinde durağa çıktım. Halk otobüsünü beklerken önümde bir araba durdu. Bir şoför hanımefendi, sağolsun; “İzmit’e gidecekseniz, götürelim.” deyince arabasına bindim. Nereye gittiğimi sordular. Kocaeli Devlet Hastanesine gittiğimi söyledim. Kendileri de hastaneye gidiyorlardı. “Doktor musunuz?”deyince hemşire olduklarını söylediler. İki kız kardeş hemşire. Biri Nükleer Enerji Bölümünde çalışıyor; yani benim gideceğim bölümde.
          Hemşirelere teşekkür ve dua ettikten sonra kendi kendime düşündüm:
          Hastanelerde gerek doktorların, gerekse hemşirelerin hastalarına gösterdikleri yakın ilgilerine her zaman teşekkür ettim. Sözünü ettiğim hemşireler bir öğretmen gibiydiler. Yani görev mahalli dışında da yardımcı oluyorlardı. İhtimal bütün hemşireler ve doktorlar da bunlar gibidir. Bu hemşirelerin şahsında tüm sağlık görevlilerine açıkça teşekkür etmeyi bir görev, bir borç kabul ediyorum.
          Hastaneye giderken, her zaman olduğu gibi yanıma kitap da aldım. Tabii, yakın gözlüğümü de. Kitap okuyamadım. “Okumasını bilirseniz her insan bir kitaptır.” sözünden hareketle gözlem yapmaya çalıştım:
          Bir bayan, Doktor X’e telefonla ulaşarak bir bitkisel ilâç kullandığını ve bu ilâçlar sayesinde tıkalı olan iki damarının da açıldığını söylüyordu. Bu konuyu doktorlara söylemediğini de ekliyordu. Sağlık Bakanlığımızın  yardımcı, alternatif tıp konusunda yönergeleri var. Ama bu konuda yeterli denetlemeleri var mı acaba?
          Radyasyonlu alana hasta yakınlarının girmesinin uygun olmayacağı uyarıları her tarafta asılı; ama kimsenin umurunda değil.
          Hastaneye 07.30’da gitmiştik. Bölüm sekreterinin geleceği saate kadar Yani 08.00’e kadar radyasyonsuz alandaki koltuklara oturarak diğer bekleyenler gibi televizyon izledim.
Haberler hiç de iç acıcı değil. Tüm haberler radyasyonlu diyebiliriz. Ben de radyasyon merakı var ki haberlere çok düşkünüm. Eşim sıkıntıya gelemez, hemen kanal değiştirir. Bana da “Bilgisayar senin, televizyon benim.”der. Gerçi, diğer bir odamızda da televizyon var; ama eşime hak verdiğim için oda değiştirmem. Yanlış anlaşılmasın eşim haber gibi haberleri kaçırmaz.
          Hastaneden söz ederken eve geçtik. Şimdi tekrar hastahanedeyiz:
          Hastahane oldukça kalabalık olmasına rağmen, ayrı ayrı saymayayım tüm görevliler hastaları memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Personele diyeceğimiz yok; ancak devlet yetkililerimiz insanlarımızın hastalanmamaları için ne yaptığını merak ediyorum. Tabii bu konudaki çalışmalar yok değil. Aile doktoruna gittiğimde bu çalışmalara da şahit oluyorum. Ancak bu çalışmaları yetersiz buluyorum. Sadece bir bakanlık değil tüm bakanlıklar, tüm yetkililer bu konuda seferber olmalı. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.”atasözümüzü unutmamalı.
           Kafalar sağlam olmalı, radyasyonlu kafa ile akıl yürütemeyiz. Yunus Süresi 100.ayetini hatırlatırım: “Allah, aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır.
          Böyle daldan dala atlamam iyi olmuyor, dedik ya bugün radyasyonluyum.
          Hastaneden çıktım. Eve gelirken bir kitapçıya uğradım. 5 kitap 10 lira. İnanılır gibi değil. Dükkân kapanacağı içinmiş bu ucuzluk. Ucuzluğa rağmen kitap alan yok. Bu durumu nasıl kınayacağımı, nasıl izah edeceğimi bilemiyorum. Biz böyle mi olacaktık?
          Halk otobüsünde, aldığım kitaplara göz gezdiriyorum. Bayağı güzel kitaplar. Birinin önsözündeki cümle dikkatimi çekti. İnanç ve ırk dayatmasının hiç iyi sonuçlar vermeyeceği vurgulanmaktaydı. Peki, bu dayatmacıların müzakere halinde olmaları nasıl sonuç verebilir?
          Yazar dediğin bildiği bir konuyu ele alıp enine boyuna işleyen biri demektir; böyle konular arasında trekking yapanlara yazar denmez. Bunu bile bile böyle yazdım. Dedim ya bugün radyasyonluyum.
        “Valla, hocam sadece siz değil herkes radyasyonludur.” demenizi istemem. İnşallah öyle düşünüldüğü gibi değildir.
          Radyasyon gözle görülmüyor ya, aldanışımız bundan. Birilerinin bizleri hipnoz etmesi bundan. Ayrı ayrı saymayayım bütün melanetler bundan.
          İnşallah ben, doktorların demesine göre bir iki gün sonra radyasyondan kurtulacağım. Dilerim herkes de kurtarır. Yurdumuzun, ulusumuzun üzerindeki karabulutlar, radyasyonlar dağılıverir, bin parçaya bölünür, yok olur. Tabii, sadece dilemekle olmuyor bu temizlik.
         Temiz ve aydınlık bir gelecek dileğiyle.

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 02.12.2014


2 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Ziyaretiniz ve geçmiş olsun dilekleriniz için teşekkür ederim.
      Hayırlı günler dileğiyle.

      Sil