30 Ocak 2014 Perşembe

Hukuk

         Hukuk, tüm yaratıkların/kulların haklarını gözetmektir. [i]

        Uçan kuş da yaratıktır, ırmak da, ağaç da yaratıktır. Tabii, insan da yaratıktır.

       İnsan tüm yaratıklar içinde iradesi olan ve dünyaya halife olarak gönderilen bir kuldur. Onun için görevi çok ağırdır. İnsanların olduğu kadar tüm yaratıkların haklarının da gözetip kollamakla yükümlüdür. İnsan bu yükümlülüğünü devlet örgütlenmesiyle yapar. Açık deyişle hukuku uygulamak için devlet yaptırımlar koyar.

        Hukukla ilgili devlet yaptırımları uluslar arası hukuka ve insan haklarına aykırı olamaz. Açık deyişle yaptırım kanunlarla, tüzük ve yönetmeliklerle sağlanır. Bütün bunların hukuk normlarına uyması gerekir. Yasama organlarında çoğunluğu olanlar istediği kanunları çıkartabilir; ama bu hukuk devleti anlamı taşımaz.

        Hukuk devleti ile kanun devleti arasında fark vardır. Bu farkı ayırt edemeyen büyük çoğunluk haklarından mahrum bırakılmaktadır.

        Tüm yaratıkların haklarını korumak için, açık deyişle yaratıkların doğalarına uygun biçimde yaşamaları, gelişmeleri için hukuk çeşitli dallara ayrılmıştır. Örneğin hayvanları koruma, çevreyi koruma… vb.

        İnsan toplum içinde insandır, insan doğal çevre içinde insandır, insan tüm yaratıklar içinde insandır. Hukuk normları elbette bunu dikkate alıyor, almalıdır da. Başka türlüsü düşünülmemelidir. Çevreyi bozmak, hayvanları yok etmek ya da azaltmak sadece dengeyi bozmaz; doğa ve hayvan sevgisinin de azalmasına sebep olur.

        Hayvan sevgisi, doğa sevgisi olmayan bir toplum da insan sevgisi de olmaz.

        İnsan sevgisi olmayan bir topluma toplum denmez. Bu sevgisizlik toplumu gerer.

        Özetle hukuk normlarına uymamanın sonucu, adım adım da olsa toplumun gerilmesine, sarsılmasına neden olur.

       Bugün toplumumuz yeterince gerilmiştir.[ii] Herkesin aklını başına alması; toplumun selameti ve huzuru için gereğini yapması gerekir.

       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli


[i] Hukuku çok geniş bir açıdan ele aldım. Daha öğretici, daha akılda kalıcı olması için dar açıdan ele alınabilirdi. Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Hukuk
[ii] Toplumumuzda hak ve hukukun üstünlüğü kavramlarının yeterince anlaşılmadığını vurgulamak için iki yazı yazmıştım. Bkz.
 

26 Ocak 2014 Pazar

Gencal Masası

        Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun zamandan beri içinde bulunduğu bunalımı kaosa düşmeden aşması için kuramsal düzeyde de olsa bir katkı sağlamayı görev edindim. 2008 yılında HEEY masası / Gencal Masası adını verdiğim bir düşünce sisteminin çekirdeğini buldum. ( Bu yazımızı okumayanlarlütfen tıklasınhttp://blog.milliyet.com.tr/heey-masasi/Blog/?BlogNo=299955 )  Ama bu çekirdeği ekmeyi, bir eğitimci, bir hukukçu, bir kamu yönetimi uzmanı olmama rağmen bir türlü başaramadım. Bazen toprak müsait olmadı, bazen hava şartları elverişsiz oldu.

         İnsan yararlı olduğuna inandığı bir şeyi yapması için müsait bir günü, müsait bir ortamı beklemeden işe koyulmalı. Müsait bir gün gelmeyebilir; hatta durum çok daha kötü olabilir: İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün içine düştüğü durum.

         Ne yalan söyleyeyim bugün hiçbir şeyden anlamıyorum. 35 yıl öğretmenlik yaptım; ama eğitim öyle bir duruma geldi ki bir şey anladığım yok. Hukuk Fakültesinden mezun olmama rağmen Hukukun H’sine akıl erdiremiyoruz. Durum öylesine karışık. TODAİE’den mezun olmama rağmen bu kurumun adı bile geçmiyor. Ne günlere kaldık Yarabbi.

         Gencal Masasını biz kurduk; ama bu fikri geliştirecek sizlersiniz. Umuyorum ki hukukçuların, eğitimcilerin, ekonomistlerin ve yöneticilerin oluşturduğu fikir kulüpleri oluşturulabilir. Keşke bu dört meslek gurubundan birer arkadaşım olsaydı da onlarla birlikte zamanımızı zayi etmeden fikir üretebilseydik. Aslında böyle gurupların kurulması zor değil; ama yaşlı ve rahatsız olmam dolayısıyla düşündüğümü yapamıyorum.

         Bence, düşündüğünü gerçekleştirebilmenin insana büyük bir mutluluk verdiği nasıl kesinse Gencal Masası görüşünü gerçekleştirmenin de yurdumuzun kalkınması ve ulusumuzun mutluluğuna yarar sağlayacağı o kadar kesindir.

       Her şey yurdumuz, ulusumuz ve bireylerimiz için…

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

 

 

14 Ocak 2014 Salı

Eski Tas Eski Hamam

        İnsan anlamadığı konularda yazmamalı. İnsan anlamadığı konuda yazarsa okuyucularının kafasını karıştırmaktan, yanlış yönlendirmelerden, hatta zararlı olmaktan öteye gidemez.

        Ben siyasetten hiç, ama hiç anlamıyorum. Onun için siyasi konularda tek cümle olsun yazmamalıyım. Öyleyse ne diye bu yazıyı yazıyorum. Bu yazıyı yazıyorum; çünkü siyasetten anlamadığımı belirtmek için yazıyorum.

         İlk seçim mitingini 10 yaşında dinledim. Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Dernekpazarı nahiyesinin (Şimdi ilçedir.) pazarı Cumartesidir. 4 km. uzaktaki köyümüzden (Akköse’den) pazara indik. Orada Rahmetli Osman Bölükbaşı ve arkadaşlarının seçim konuşmalarını dinledim. Aklımda kalan tek cümle “Eski tas, eski hamam.” deyimi olmuştur.

        O günden bu güne yani 2014 kadar çok yönetimler gördüm. Çoğunluk yönetimleri, ihtilâl yönetimleri, muhtıra yönetimleri, koalisyon yönetimleri ve son olarak da gizli koalisyon yönetimleri gördüm. Hepsi için “Aynı tas, aynı hamam.” diyebilir miyiz? Diyebiliriz de diyemeyiz de.

        Siyaset için aynı tas aynı hamam diyebiliriz, çünkü öteden beri seçilen milletvekilleri, genellikle parti genel başkanlarının ya da üst organlarının bir nevi tayini ile seçiliyor. Bu da yasama ve yürütmenin bileştiği görüntüsünü veriyor ki bu da kuvvetler ayrılığını zedeliyor.

        Halkımız rüşveti, suistimalı, adam kayırmayı, yolsuzluğu kanıksamıyor. Sanki kaderiymiş gibi “Hangi dönemde olmadı ki?”deyiveriyor.

       Siyaset için “Aynı tas aynı hamam.” diyebiliriz; ama öyle anlaşılıyor ki taslar değişmiş, hamam da restore edilmiştir.

        Bu konuya girmeseydim keşke. Nasıl devam edeceğimi bilemiyorum.

       Kısaca şunları söyleyelim:

       Devletimizi korumamız boynumuzun borcudur.

        Borcumuzu eda etmek için, anlamayız deyip geri durmaktan, sadece tenkit etmekten çok çözüm üretmeliyiz.

       Çözüm üretebilmemiz için mevcut durumu bilmemiz gerekir. “Eski tas eski hamam.” Söylemi mevcut durumu tam olarak aksettirmez herhalde. Uzmanlığımız yok ki şahsen inceleyelim. Yazılı ve görsel basına da tam güvenemeyiz. Bu durumda ne yapacağız?

       Mevcut durumu Sayın Başbakanın ve üst düzey yetkililerin sözlerinden hareketle tespit edelim:

      Devlet içinde paralel devletler var, çeteler var.

       Ne demek paralel devlet? Emirleri asıl amirinden değil de başka bir yerden almak demek. Yani kanunu çiğnemek demektir. Yine Sayın Başbakanın dediğine göre dış mihraklar da Türkiye aleyhine çalışıyor. Başka deyişle başka kıtadan, adadan, dağdan, başka devletlerden emir alan çetelerin içimizde olması çok vahim bir durumdur. Bu vahim durum karşısında Sayın Başbakanın ifadesiyle istiklâl mücadelesi vermemiz gerekir. Yürütme organına “Bu durumu siz yarattınız.” demenin anlamı yok. Evet, onlar yarattı; ama bunun sırası değil. “Bu durumdan şimdi mi haberiniz oldu?” demenin de bir yararı yok.  Evet, burada da büyük bir acizlik ya tam olarak ifade edemediğimiz bir zafiyet vardır.

       Neresinden bakarsak bakalım durum vahim: Başta Türk silâhlı Kuvvetlerinin olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarının prestişini düşüren; daha önemlisi yasama, yürütme ve yargıya güveni azaltan bir durumla karşı karşıyayız.

       Üzerinde bulunduğumuz zemin, bataklık demeyelim, yumuşak bir zemindir. Fazla debelenmeyelim, sokağa dökülmeyelim. Sayın Başbakan, ne amaçla söylediği bilinmese de talihsiz olarak “%51’i zor tutuyorum.”demişti bir zamanlar. Böyle yanlışlara düşmeyelim.

       Seçimler yaklaşıyor. Aklımızı kullanalım. Soğukkanlılığımızı koruyalım. İstismarcılara fırsat verip güç gösterilerine kalkışmayalım. Bu arada Sayın Cumhurbaşkanımızın bir konuşmasında Hitlerin, Stalin’in gücünden söz etmesindeki anlamı da değerlendirelim.

        İstiklâl mücadelemizi Başkomutanın liderliğinde TBMM başarıyla vermişti. Bugün de aynı başarıyı bekliyoruz.

        Not olarak da şunları ekleyelim. Basınımızda güzel temennilerde bulunanlara, çözüm üretenlere “Yolsuzlukları mı kapatmak.” İstiyorsunuz diyenler var. Biz hiçbir zaman böyle demiyoruz. Yürütmenin böyle bir görüntü vermesinin doğru olmadığını da vurgulamak istiyoruz.

        “Eski tas eski hahamdan” söze girdik. Bir türlü eski alışkanlıklardan kurtulamadık. Neymiş alışkanlığız. Lâf üretmek, lâf gevelemek. Öyle ya, basında her gün her gün söylenenleri söyleyiverdik. Yeni bir fikir, yeni çözüm üretemedik. Dedik ya siyasetten hiç anlamıyoruz. İşte kusurumuz burada siyaseti öğrenmeğe çalışmalı açık deyişle kendimizi yönetmesini bilmeliyiz ki demokrasi gelişsin.

        Tam bir demokrasiyi geliştirmemiz dileğiyle.

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

 Not: 6 mayıs 2011'de Milliyet Blogda "Eski tas eski hamam değil" başlıklı bir yazı yazmıştım. Az da olsa değişik açıdan yazdım o yazıyı. Bu bir kaç sene içinde ne değişti ki meşhur deyimi değişik biçimde kullandık. Ne değiştiğini anlayanlar anlamıştır...
 
http://blog.milliyet.com.tr/artik--eski-tas--eski-hamam--degil/Blog/?BlogNo=304949