26 Mayıs 2014 Pazartesi

Gülümsemenin Büyüsü


        Zaman zaman artılarınızı ve eksilerinizi hesapladığınız oldu mu? Şahsen kendimde ilgili muhasebe yapıyorum. Muhasebeden yaptığım çıkarımlardan yararlandığımı söyleyemem. Buna rağmen muhasebe yapmayı alışkanlık haline getirmeye çalışıyorum. Bu konuda bir yazı da yazdım.[i]

       Şimdi de “gülme”, “gülümseme” konusundaki artılarımı ve eksilerimi yazmaya çalışacağım. Aslında, bu konuda hiç ama hiç artım yok. Ancak konunun önemini kavradığımdandır ki bu yazıyı yazıyorum. Yani ben başaramazsam da insanlarımız başarsın istiyoruz.

         “Konuyla ilgili hadisleri de dikkate alan İslâm ahlâkçıları, gülmenin hem insan tabiatına hem de ahlâka ve edebe uygun olduğunu, fakat mizah gibi gülmede de dengeyi korumanın güç olduğunu belirtir. Bundan dolayı ahlâkçılar, normal şartlarda gülmemenin veya gülme eğilimini bastırmanın insanı sevimsizleştirdiğine, ancak çok gülmenin de kişinin şahsiyet ve vakarını zedelemek, önemli meseleleri ciddiye almamak, gaflete yol açmak gibi sonuçlar doğurduğuna, özellikle ağır şakalar yaparak, alay ve gıybet ederek gülmenin insanlar arasında düşmanlığa yol açtığına dikkat çekmişlerdir. (Bk Mâverdî, Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn, Beyrut 1978, s. 302; Gazzâlî, İhya' (Bey­rut), III, 127-132, 147; İslam Ansiklopedisi, DİA Gülme md.)[ii]

         Küçüklükten beri gayet ciddi olmakla tanınan biriyim. Daha doğrusu çevrem beni bu özelliğimle tanıyıp  takdir ettiği için şartlandım diyebilirim.  Ben başkalarını olumsuz olarak şartlandırmak istemem; onun için “Bana bakmayın yazdıklarıma bakın.”diyeceğim. Böyle bir söz var değil mi ? Neyse uzatmadan aşağıdaki alıntıya dikkatli olarak okuyalım:

        “Psikolog ve Eğitimci Kutay Ürkmen, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi'nde gerçekleştirdiği “Gülümsemenin Büyüsü” konulu konferansta önemli açıklamalarda bulundu. Gülümsemenin ve gülmenin gündelik hayattaki önemi ve kazandırdıklarıyla ilgili bilgi veren Ürkmen, 50 yıl önce insanların günde yaklaşık 18 dakika güldüğünü ancak yaşadığımız zaman da bu oranın 6 dakikalara kadar indiğini belirtti.”[iii]

        Yukarıda belirttiğim gibi ben kendimi bildim bileli (71 yaşımda olduğuma göre yılını hesaplayın verin) öyle pek gülümseyemiyorum, gülmüyorum. Ama siyasi arenadaki konuşmalar güldürüyor beni. Ancak bunu söylemekten de utanıyorum, keşke bu duruma düşmeseydik. “Güleriz ağlanacak halimize.”derler ya tam o misal. Ama inşallah olumsuz günler geride kalacak ve bu milletin yüzü gülecektir. İşte o zaman, Allah ömür verirse bizim de yüzümüz gülecektir.

        Ürkmen hocanın araştırmasına göre günde 6 dakika gülmem gerekli olmasına rağmen gülemiyorum. Diyelim ki gülme vesileleri bularak günde 2 dakika gülümsedim. Kalan 4 dakikamı da size veriyorum. Benim için de artı 4 dakika gülüverin.   

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

22 Mayıs 2014 Perşembe

Oğlumun Adı Reşit

         Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen okulu’ndan 1962’de mezun oldum. Birbirlerinden değerli öğretmenlerimden çok şeyler öğrendim. Allah’tan ölen öğretmenlerime rahmet, yaşayanlara da sağlıklı, hayırlı ömürler diliyorum.

        İlköğretmen okulundaki öğretmenlerimizden Raci Andıran Bey,  derse ilgisiz olanlara bile sert davranmazdı; ama sitem dolu, anlam yüklü şu söylenceyi söylemekten de geri kalmazdı: “Oğlumun adı Reşit, sen söyle sen işit.” Öğütlere rağmen olumsuz davranışlara devam edenlere de, olumsuzluklara devam edilmesinin iyi olmayacağını vurgulamak için  Oğlumun adı Ahmet, sen bu yolda devam et.”derdi. Öğretmenimizin başka söylemleri de olurdu.

        Doğduğum köy, babamın küçüklüğünde Of’a bağlıydı. Belki onun için bir işi kuralına göre yapmayanlara, yapamayanlara “Ey gidi kafa, hiç gitmedi mi Of’a.”denirdi. Birçok yörede böyle birçok söylenceye rastlanabilir.

        Zaman zaman tamamen unuttuğumu sandığım sahneler bir vesileyle aklıma gelir. Bu kez de hocam aklıma geldi. Bu söylenceleri şu ya da bu kişiler için söylemeyeceğim. Bunlar o kadar çok ki. En üst yetkiliden en sade yurttaşa kadar herkesin bu söylencelerden ders almalarını isterdik.

        Değeli Hocam yaşıyorsa (Kendisine sağlıklı, hayırlı ömürler dilerim) 30 Mart 2014 Mahalli Seçimlerle ilgili olarak yaşanan gerginlikler hakkında ve Soma faciası hakkında ne düşünür ne söylerdi acaba?

        Değerli hocam ölmüşse (Kendisine Allah’tan rahmet dileyerek) soralım : “Hocamız yaşasaydı acaba ne derdi?

       “Kör, sağır ve dilsiz” olmamızın bedelini yalnız biz değil, ulusumuz da çeker.(1) Ulusumuzun ulus olmaktan çıkması yurdumuzun da parçalanmasına neden olur. Kısaca küçük de olsa ihmaller zinciri felâketlere neden olabilir.

       Allah felâketlerden korusun.

       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli 
       -------------------------------

      1.
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
"...Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünemez ve idrak edemezler." (Bakara, 171)

 

18 Mayıs 2014 Pazar

Acılardan Ders Almak


        13. 05. 2014’te Manisa ili Soma ilçesinde bir maden ocağındaki faciada 301 işçimizin hayatını kaybetmesi hepimizi derin üzüntüye boğdu. Bu üzüntü içinde yazdığımız başsağlığı mesajımızda(1) acılardan ders alınabileceği umuduyla tüm iş mevzuatımızın TBMM tarafından ele alınabileceğini belirttik. Ama demeçlere, tartışmalara bakınca yine aldanacağız  gibi.

         Konu Soma ile sınırlı kalıyor, konu iş kazalarıyla sınırlı kalıyor. Tabii bu arada hükümet yetkililerinin beyanlarının, hareketlerinin yanlışlığı üzerinde duruluyor. Yine bir gurubun da, bilmem hangi akılla bu yanlışlıkları savunduğu görülüyor. Yani yine kutuplaşma devam ediyor. Oysa acıların milletleri birleştirdiğini sanıyorduk. Yoksa millet olma özelliğini mi kaybediyoruz? İnşallah bu kutuplaşma devam etmez. Yoksa korktuğumuz başımıza gelir.

         TC. Cumhuriyetinin milli ve manevi değerleri bile bile aşındırılıyor gibime geliyor. Yine Küresel sermaye ile işbirliği içinde olan bir sermaye gurubu ve korunan sermaye gurupları olduğu da görülüyor. İşçilerimiz birilerine mahkûm duruma düşmüş vaziyette.  Sınıf ayrılığı gittikçe belirginleşiyor, artıyor. Bu hayra alamet değil. Sömürü dini söylemlerle, Kurân ile aldatmalarla uzun süre devam edemez. Onun için yol yakınken kendimize gelelim.

         TBMM’den dileğimiz şudur: Türkiye Cumhuriyetini her türlü bölünmeden, sınıf ayrığından, yurttaşlarımızı sömürülmekten kurtaracak yasal önlemler alınmalıdır. Önceden de belirttiğimiz üzere bir parti gurubu gibi değil, yasama organı gibi çalışılırsa söylediklerimiz bir hayal olmaz. “Şimdiye kadar bir şey olmadı şimdiden sonra da bir şey olmaz.” deyip tedbir almakta ihmal etmeyelim. İşimizi sokağa bırakmayalım. Gerekirse gece gündüz çalışıp insanımızı merkeze alan yasaları çıkartalım. Bu yasalarımızın objektif olarak uygulanmasını sağlayarak tüm yurttaşlarımızın mutluluğuna katkı sağlayalım.

         Dileğimiz, umudumuz kırılmaz inşallah. Umutların kaybolması en büyük faciadır. Allah bizleri facialardan korusun.

        Sabahattin Gencal, Başiskele - Kocaeli

 -----------------------------------

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Başımız Sağolsun


        Manisa ili Soma ilçesinde bir maden ocağında 13. 05. 2014’te meydana gelen facia nedeniyle hayatını kaybeden madencilerimize Allah’tan rahmet ve mağfiret, yaralılara acil şifalar dilerken kederli ailelerinin acısını da yürekten paylaşır, kendilerine başsağlığı ve sabır temenni ederim.

         Milletçe yasta olduğumuz bugünlerde bazı kişilerin konuyu sorguladıkları ve sorumlularla ilgili protesto yaptıklarını medyadan öğreniyoruz. Yürekleri sızlayan bu kişilere ve gençlere de sabırlar diliyorum. Konuyu sulandırmasınlar; çünkü konu çok ama çok önemlidir. Öyle birkaç önlem ile konu elbette geçiştirilemez.

        İşçilerle ilgili mevzuat baştan aşağı gözden geçirilmelidir. Bu da TBMM’nin işidir.
 
        Umulur ki milli yastan sonra yüce meclisimiz, parti grubu gibi değil yasama organı gibi konuyu ele alır.
 
       Unutulmasın ki atalarımızın kanı ile yoğrulan vatan topraklarımız işçinin alın teri ile sulanarak verimli hale gelmekte ve milletçe huzur içinde yaşamak bu sayede olmaktadır.

       Alın terine saygı dileğiyle…

       Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Doğaya Bak Gör Halini


        Bir depremzedeyim. İzmit’te, Marmara Denizi kıyısındaki bir apartman dairemiz 1999'un 17 Ağustos'unda olan Kocaeli Depreminde kullanılamaz hale geldi. Allah zeval vermesin devletimiz 2 yıl ödemesiz 20 yıl vadeli bir daire sattı bize. Şimdi bu dairemizde, açık deyişle Başiskele’nin Serdar Mahallesindeki dairemizde oturuyoruz.

        12 daireli apartmanımızda yurdun çeşitli yörelerinden kirâcı ve ev sahibi olarak oturan kişiler var. Belki bunun için bahçemizde de çeşitli bitkiler, çiçekler ve ağaçlar var. Herkes kendi yöresindeki ağaçları, bitkileri dikiverdi.  Çam fidesi dikenler çamın çevresindeki yeşilliği azaltacağını hesaba katmamış. Hele ceviz dikenlere ne demeli. En alttaki komşumuz iki ceviz ağacı dikiverdi. Kendisi başka yerde; onun için ağaçlarını seyredemiyor. On yılda cevizlerin boyu bizim oturduğumuz üçüncü kata ulaştı. Her sabah Marmara’ya ceviz yaprakları arasından bakıyoruz.

        Bir ara bir dalcığın kırıldığını gözledim. Kırılan dal aşağı sarktı. Çok geçmedi dalın kuruduğunu gördüm. Bu sabah kuru dalı görmedim.

        Şimdi gözlemimi daha da açayım.

        Söylediğim durum başka apatmanlarda da az çok görülüyor. Yakın apartmanda bir adam bir ağaç dikti. Ziraat memurluğundan emekli biri “Bu ağaç büyüdüğünde bütün ağaç ve bitkilerin sularını emer.” diyerek ağacı söktü. Bunun üzerine bir ağız kavgası, bir tokat derken mahkemelik oldular. Tokat atan emekli ziraat memuru hapse mahkûm oldu; neyseki 2 milyar (2bin) lira ile serbest kaldı.

 
        Bizim dairemizde böyle ğır gür yok. Bahçeyi güzelleştirme gayreti de yok. Kimileri gül yetiştirmiş, kimileri ismini bilmediğim başka ağaçlar dikmiş.

       -Bir ağaç diğer bitkilerin suyunu alttan alta alıyorsa, bazıları da çevresindekilerin nafakalarını alttan alta alır mı?

       -Bir ağaç gölgesiyle çimenleri ya da küçük bitkileri solduruyorsa birileri de gölgesinde kalanları soldurur mu?

       -Kırılan dalcıkların kurumaya ve daha sonra gövdeden atılmaya mahkûm olduğu gibi bazı kimseler de kırılmaya görsünler eninde sonunda bir köşeye atılmaya mahkûm olurlar mı?

        Gözlemlerimiz dosdoğru. Ama sorularımıza vermeyi düşündüğüm cevaplar konusunda terettütlerim olduğu için düşündüğüm cevapları yazarak kimseyi yanıltmak istemem; çünkü uzman değiliz.

       Park ve bahçelerimizi düzenlemek için peyzaj mühendislerinin bilgilerine başvurulur. Bu konuda

http://tr.wikipedia.org/wiki/Peyzaj_m%C3%BChendisli%C4%9Fi adresine baş vurdum. Bu mühendislerin birçok disiplinden yararlandığını okudum:

        Peyzaj mühendisliği, ekolojik ölçütler doğrultusunda araziyi ve suyu şekillendirmek için matematik ve bilimin uygulamasıdır. Ayrıca yeşil mühendislik diye tariflenebilir ama peyzaj mühendisliği için bilinen en iyi tasarım profesyonelleri peyzaj mimarıdır. Peyzaj mühendisliği, antropojenik peyzajın yaratılması ve tasarlanması için mühendislik ve diğer bilimlerin disiplinler arası uygulamasıdır. Bu farklılık geleneksel olarak alanın, arazinin yeniden ıslahı, iyileştirilmesi, yeniden kullanımını ve geri kazanımını kapsamaktadır. Bunu yaparken Peyzaj mühendisliği;

Bilimsel disiplinler içerir:


Uygulamalı Bilimler olarak;

         Maşallah. Bir öğretmen olarak beyzaj mühendislerine gıpta ettim. Biz insanımızı böyle yetiştiremiyoruz. Bazı siyasetçiler toplum mühendisliğine soyunu veriyorlar; ama nafile, insanı ve toplumu tanımayanların mühendisliği ancak kendi menfaatlerine yarar.

        Ceviz ağacı gözleminden hareketle bakın nerelere geldik:
       
         Doğayı gözleyebilirsek, sosyal hatta siyasi olayları da değerlendirebiliriz.

        Değerlendirmek yetmez gereğini yapabilmeliyiz.
     
        Doğru ya da yanlış içimden gelenleri yazdım. Bu konuların uzmanı değiliz. Okurken de değerlendirirken de bu noktayı gözden kaçırmayın ki  hiç kimseyi zerrece etkilemiş olmayalım.

        Herkesin kendi gözlemini, kendi değerlendirmesini, hiç kimsenin etkisi altında kalmadan yapması dileğiyle... 

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli

6 Mayıs 2014 Salı

Yazmaya Devam


        “Size size sesleniyorum”; ama sizin kim olduğunuzu bilmiyorum. Bu olacak iş değil. Bu durumda size neyi, niçin ve nasıl anlatacağıma karar veremiyorum.

       Gündemde konu mu yok diyeceksiniz. Gündem karmakarışık konularla yüklü.  Herbiriniz ayrı ayrı konularla ilgileniyor. Hangi birini ele alayım. Niçin ve nasıl ele alayım?

        Buraya bir nokta koyarak şunu belirteyim: Sanılmasın ki her birinizin nabzına göre şerbet vermek istiyorum. Kesinlikle hayır. Söylemek istediğim bu işin zorluğudur. O kadar zor ki örneklerle anlatayım:

        35 yıl öğretmenlik yaptım. İstisnalar dışında hep planlı olarak derse girdim. Konular müfredattan, seviyeyi sınıf düzeyine göre ayarlıyoruz; öğrencilerin jest ve mimiklerini bile takip edebiliyoruz. Böyle bir durumda yazmak da ders anlatmak da fazla güç olmuyor. Öğretmenlik dünyanın en zor işi; ama gerçek anlamda blog yazmak da kolay iş değil.

        Zorluklardan biri dünyanın dört bir yanından blogun okunmasıdır ki; bu memnun edicidir. Onun için sadece Türkiye’deki gündeme bağlı kalmamalı. Kısaca her yazı evrensel olmalı.

        Bu arada anti parantez olarak bloglarımın hangi ülkelerde okunduğunu yazıvereyim:

        Kelebek (Son bir hafta)  8 ülkeden



  1

Türkiye

69.54 %

  2

Amerika Birleşik Devletleri

21.19 %

  3

İspanya

3.31 %

  4

Rusya

3.31 %

  5

Makedonya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

0.66 %

  7

Almanya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

0.66 %

  8

Japonya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

0.66 % 151

 
Damla ( Son bir haftalık) 118 ülkeden

 


1

Türkiye

89.78 %

  2

Amerika Birleşik Devletleri

5.14 %

  3

Rusya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

1.75 %

  4

Almanya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

0.97 %

  5

Kanada

0.27 %

  6

Hollanda

0.19 %

  7

Azerbaycan

0.17 %

  8

İngiltere

0.16 %

 

S. Gencal Okuma Odası ( Son bir haftalık) 65 ülkeden girilmiştir.



  1

Türkiye

89.98 %

  2

Amerika Birleşik Devletleri

5.74 %

  3

Rusya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

1.17 %

  4

Almanya

http://www.onlinewebstats.com/analiz/bosluk.gif

0.59 %

  5

İsviçre

0.49 %

  6

İrlanda

0.23 %

  7

Kanada

0.18 %

  8

http://www.onlinewebstats.com/flag/gif/a1.gif

Anonim Proxy

0.14 %

  

        Dünyada kaç ülke var ki? 118 ülkeden okunmak insana büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bu sorumluluğumun bilincinde olarak ve de sizlerin ilgileri sayesinde yazma çalışmalarına devam edeceğim. Ayrıca Milliyet Blogda ve Blogcu’da, Kur'an Öğreniyorum ve diğer sitelerde yazacağım: (Not Damla’nın yükü çok ağırlaştığı için sadece diğer sitelerde yazacağım.) Tabii, yazmış olmak için de yazmayacağım. İnşallah damla kadar olsa da yararlı olmaya çalışırım.

        Bu son cümleyi yazarken de zorlandım. Biliyorum ki çokları böyle ders verir gibi yazanları okumaz. Buna rağmen alışkanlığımı değiştiremiyorum.

      Sizlere en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli