12 Haziran 2014 Perşembe

Bagajı Açmalı


          “Bagajı açmalı.” derken araba bagajını değil ruhumuzun bagajını kast ediyorum. "Ruhsal bagaj kavramını il kez duyuyorum." diyenler olacaktır belki, ben de birkaç gün önce duydum. Müftüoğlu hocamızın erkeklerin kadınlardan daha kısa ömürlü olduklarıyla ilgili olarak Erkeği Yakan 15 Hata başlığı ile yazdığı yazıyı okudum. 8. Hata şu şekilde açıklanmıştır:

            “Erkeklerin çok ama çok önemli bir kusurları da ‘dertleşmeyi bilmemek!’ Erkekler sorunlarını gizliyor. Problemlerini paylaşmıyor. Dertlerini bölüşmüyor. Eksikliklerinin anlaşılmasından hepsi çekiniyor. Neticede ruhsal bagajları doldukça doluyor, ruhsal toksinleri arttıkça artıyor, iç dünyaları kir, pas, toz, duman içinde kalıyor.”[i] Bu dosdoğru tespite ne denir.

            Benim de ruhsal bagajım dopdolu. Az da olsa arkadaşlarım, dostlarım olmasına rağmen onlarla “derleşemiyorum”, daha doğrusu bagajdakileri gündeme dahi getiremiyorum.

 
          “Ruhsal bagaj şöyle açılabilir.”desem inandırıcı olmaz. Öyle ya “Önce kendi bagajını açmasını bil.”derler adama.  Buna rağmen düşündüklerimi yazacağım:

          Bazı araba bagaçları uzaktan kumanda ile açılabiliyor. Bazıları da bir anahla açılıyor. İçten bir düğmeye basılarak açılan bagajların olduğunu da duydum.  Psikoterapistler de ruhsal bagajları böyle çeşitli yöntemlerle açıp boşaltabiliyorlar. Boşaltmakla kalmayıp her türlü fiziksel ve ruhsal şifa sağlamada yardımcı olabiliyorlar. “Olabiliyorlar”yerine “olabiliyorlarmış” desem daha uygun olur, çünkü bizzat görmedim.

           Bu bagaj konusunu niçin ele aldım dersiniz. Ben bagajın çeşitli etkinliklerle de boşaltılabileceğini sanıyorum: Resim, müzik, edebiyat, tiyatro, sinema, heykel…vb.güzel sanat etkinlerinden biriyle meşgul olmak, spor yapmak, seyahat etmek bagajı boşaltabilir; en azından bagajın olumsuzluklarla dolmasını önleyebilir.

           Müftüoğlu, konuyu uzun ömürlü olma bakımından ele almıştır. Kuşkusuz hocamızın tespiti doğrudur; ama ben konuyu mutlu yaşama, insanca yaşama bakımından ele alıyorum.  İkisi de aynı kapıya çıkıyor: mutlu ve insanca yaşayanlar daha uzun ömürlü olabilirler.

          Sözü daha çok dolaştırmayalım: sanatsal etkinliklerde bulunamayabiliriz; ama hocamızın dolaylı tavsiyesine uyarak “dertleşebiliriz.”Açık deyişle rahatlamak ve çözüm bulmak amacıyla dertlerimizi karşılıklı anlatabiliriz. Derleşerek bagajı boşaltıp, en azından ağırlıklardan kurtulabiliriz.

          “Değil dertleşecek, merhabalaşacak kişi bile yok.” demeyelim.  Çevremizdekilere dostça yaklaşalım. Bu yaklaşma çabası bile bagajınızın hafiflemesine neden olabilir.


         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 12. 06. 2014

2 Haziran 2014 Pazartesi

Aydınlara Çağrımız


         İnsanı olgunlaştıran, insanı insan yapan öğelerden biri de kültürdür.

         Ulusları kaynaştıran, ulusları ulus yapan öğelerden biri de kültürdür.

         İnsan zaman içinde kültürü öğrenebilir ve yaşayabilir. Aynı biçimde uluslar da zaman içinde kültürel zenginlik kazanabilir ve kültürel zenginlikleriyle güçlenebilir.

 
         Kültürlü insanlardan oluşan toplumlar hipnotize edilemez, belirsizliklere sürüklenemez. Kültürlü insanlardan oluşan toplumlar gizli kapaklı işler yapılamaz. Kültürlü insanlardan oluşan toplumlarda adam kayırma, rüşvet, suiistimal, hırsızlık, yolsuzluk; cinayet vb. gibi olumsuzlukların oranı düşük olur. Kültürlü insanlardan oluşan toplumlarda gerginlik, bunalım ve kaos gibi felaketlerin oranı da düşük olur.

 
         Kültür insanı da ulusları da besleyen gıda gibidir. Bu gıdadan mahrum olan insanlar ve toplumlar zaman içinde zayıflar ve ölür. Bu gerçeği bilen emperyalistler ve yerli işbirlikçileri kültürel gelişmeyi baltalarlar, yozlaştırırlar, hatta yasaklarlar.

 
        Kültür konusunda bilinen gerçekleri kendi anlatımızla yukarıda belirttik. Amacımız dikkatleri bu konuya çekmek ve tüm aydınlarımızı seferber etmektir.

 
        Umarım bu çağrımızı duyarsınız. Böyle sitemli söyleyişimiz nedeni şu: 1963’te de böyle bir çağrı yapmıştım, 2007’de de dolaylı biçimde çağrımı tekrarlamıştım. Ama çağrımı duyan olmadı.

        Uzun blog yazılarının okunamayacağını bile bile yukarıda sözünü ettiğim yazıları aşağıda tekrar yayınlıyorum.

        Yararlı olması ve “kelebek etkisi" oluşması dileğiyle.
 

        Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 02. 06. 2014

***

ÇAĞRI YAPMAK BANA MI KALDI

 

Yirmi bir yaşında bir öğretmen adayı olarak 1963’te bir mahalli gazete aracılığı ile başta öğretmenlerden ve gazetecilerden olmak üzere tüm aydınlardan, tüm halkımızdan kültürel kalkınmaya katkı sağlamalarını istiyordum. Bugün düşünüyorum da, değil bir Eğitim Enstitüsü son sınıf öğrencisi rektörler bile böyle çağrıda bulunamıyor. TV kanalları, gazeteler birilerinin tekelinde olduğu sürece de aydınların sesi kısık olacağa benzer.

Biz bir mahalli gazete aracılığı ile çağrı yapmıştık.“Cahil atak olur olur.”demeyin. O günkü şartlarda düşünelim. Her öğretmen adayı ideallerle yüklüydü. Umutlarla doluydu. O güzelim duygular, düşünceler hâlâ içimde. Bu duyguları başkalarına aktaramadıktan sonra neye yarar?

Kültürel kalkınma hızımızı bilen var mı? İçinizden geçiyordur: “ Bu da ne diyor? Ne kültürü, ne kalkınması? Bizde Kültür Bakanlığı var ya, yetmiyor mu?” Sahi, bakanlığımızda “kültürel kalkınma” kavramı oluşmuş mu? Oluşmuşsa ne aşamadayız?

58 yaşında 34 yıllık bir öğretmen olarak 1988’de, genel yayın yönetmeni olduğum bir okul dergisi aracılığı ile kültürümüze tahrip kalıpları yerleştirilmiş olduğunu; patlama olmadan bu kalıpları bulmamız gerektiğine işaret ediyordum. Kültürümüzün daha çok yozlaşmaması için, ulusal nitelikleri kaybetmememiz için kısaca çökmememiz için ilgilileri uyarıyordum…

 Ve bugün 2007, 64 yaşında emekli bir öğretmen olarak kendi kendimle konuşuyorum. Acayip değil mi? Yirmi bir yaşında tüm kamuya sesleniyordum, 58 yaşında öğrencilere ve ilgililere, 64 yaşımda da kendime. Hâlbuki bunun tersi olmalı değil miydi?

Gençken daha çok kendimle konuşarak kendimi yetiştirebilsem, orta yaşlılıkta çevreme yol gösterebilsem, yaşlıyken de, bir bilge gibi tüm kamuya seslenebilsem, yararlı olabilsem… “ İş işten geçti.” mi dersiniz. Söylemem boşuna mı, “Artık hiçbir şeyi değiştiremezsin.” mi dersiniz? Belki haklısınızdır; ama bir kere daha deneyeceğim. Sizin aracılığınızla tüm ilgililerden, ulusal kültür konusunda düşünmelerini isteyeceğim. İstemek benden…

 Clarence Darrow şöyle der: “Yirmi yaşındaki genç, dünyayı değiştirmek ister; yetmiş yaşına gelince, yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını da anlar. Fakat önemli olan denemektir!” Bozuk olanı düzeltmeyi denemek başlı başına bir devrimdir esasen…

 Devrim kelimesi geçti de aklıma geldi; Atatürk devrimleri bitti mi? Bitmediyse benim uyarılarıma ne gerek var?

Genç, orta yaşlı, ihtiyar demeden; şu meslekten, bu meslekten demeden; şu görüşten, bu görüşten demeden Ulusal kültürümüzü kurtaralım. Daha doğrusu kendimizi kurtaralım.

Sabahattin Gencal, Mayıs 2007, İzmit (Denemelerde Kendimizi Görmek)

***

ÇAĞRI[i]

                Yükselmek, mutlu olmak isteğimizi bir ideal olmaktan çıkarmak ve bunu gerçekleştirmek için ulusça kültürlü olmamız gerekir.

         Memleket kalkınmasının kültürel kalkınma ile olacağına inanan kimi kişiler, kültürü çeşitli biçimlerde tanımlamışlardır. Bu tanımlarda öz hep aynıdır:

          Kültür, ilmin, felsefenin, sanatın, dinin kaynaşması ve sevilmesi; her milletin, insanlık içinde kendi varlığına da inanması ve bu varlığını insanlık lehinde yetiştirmeye çalışmasıdır.”der bir yazar.

        Kültürel kalkınma şüphesiz ki eğitim- öğretimle olacaktır. Eğitim- öğretim kurumları olan okullarımızda, üzülerek söylüyorum, kültür az verilmektedir. Akıl yürütme, eleştiri yetenekleri geliştirilmekten çok, bellek çalışmalarına önem verilmekte; kapılar çevreye kapatılmaktadır…

               Gazetelerimizi de bir okul olarak düşünebiliriz. Bence bu okulların ödevleri toplumu ilgilendiren önemli sorunları, yönetim işlerindeki aksaklıkları halkımıza açıklamak ve ilerlememiz için gerekli kültürü vermektir. Fakat gazetelerimiz bu ödevlerini tam olarak yerine getirememektedirler.

          Bütün eğitim- öğretim kurumları en kısa zamanda halkımıza yararlı olacak şekilde düzenlenmelidir. Yalnızca bunu düzenlemekle de iş bitmez. Başta öğretmenlerimiz ile gazeteciler olmak üzere tüm aydınlarımız el ele vermeli. Kültürel kalkınmayı engelleyen nedenleri bulmalı ve bunları gidermek için çalışmalıdırlar. Bu araştırma, kanımca halktan başlamalı. Halkımızı her türlü yönleriyle incelemeli, tanıtmalı.

          Ulusal kültür araştırması için zaman geçmemiştir henüz. Bu fırsatı kaçırmayalım. Çünkü sağdan-soldan gelen soğuk esintiler, ulusal kültürümüzü yerinden oynatabilir. Aynı zamanda kalkınma çabalarımızı da engelleyebilir…
            
         Kültürel kalkınma söz ile değil, planlı çaba göstermekle olur. Ulusumuz aydınlarımızdan atılım bekliyor.

            Sabahattin Gencal, Aralık 1963, Bursa

 




[i] Bu yazı 28 Aralık 1963’te Trabzon Hâkimiyet Gazetesinde yayınlanmıştır.