15 Aralık 2014 Pazartesi

Kalp Krizi Tehlikesi


         Devletimiz vücudumuz gibidir. Eş deyişle devletimiz vücut gibi birbirine hayati bağlarla bağlı, birbirlerini tamamlayan organlardan, dokulardan, hücrelerden... vb. oluşan bir bütündür. Bir dokumuza,bir hücremize bir şey olsa, örneğin ayağımıza diken batsa bunun acısını beynimiz, kalbimiz kısaca tüm vücudumuzla duyarız. Gözümüz kör olsa, kulağımız sağır olsa yaşantımız değişir. Bu benzetmeyi fazla irdelemeyelim. Söylemek istediğimi anlayan anlamıştır. Sözüm, daha doğrusu bu yazım durumu iyice kavrayamayanlar içindir.
       TBMM devletimizin kalbi gibidir. Kalp, damarlar ve damarcıklar vasıtasıyla tüm dokulara, hücrelere kan gönderemiyorsa ne olur? Ne olacak kangren olur; zaman içinde kangrenli doku veya organ kesilir. Bugün çoklarımız kangren gibi “sorunlara çözüm” adı altında bölünmelere yol açılacağını düşünüyoruz.
          Biraz kapalı yazıyorum değil mi? “Biraz değil çok kapalı yazıyorsunuz.” diyecek olanlar için konuyu birazcık açıyorum.
         Önceleri, Türkiye Cumhuriyetinin Lübnan’a, Irak’a, Suriye’ye dönüştürüleceğinden korkuyordum. Şimdi düşünüyorum, öyle kutuplaştırlıyoruz ki bölgeler arası çatışmalardan daha korkunç bir kaosa düşme tehlikesiyle başbaşayız. Yani bir organımızı, siz bu sözü bölge diye düşünebilirsiniz; evet, birkaç bölgemizi ayırmakla iş bitmez. Alimallah, her bölgede, her alanda birbirine gireriz. Kısaca kalp krizi geçiririz. Yaşam kalitemizin bozulmasından değil, ölüm riskinden söz ediyorum.
       “Madem, durum bu kadar vahim, niçin yetkililere  ve TBMM üyelerine değil de okurlara hitap ediyorsunuz.” diyebilirsiniz. Buna da şöyle bir açıklık getireyim: TBMM’ni kalbe benzetme benim benzetmem değil. Bu güzel benzetme TBMM başkanlarının hatta zamanın Cumhurbaşkanının benzetmesidir. (1) 
        Şaşıyorum; kalp krizi geçirmekte olduğumuzun farkına varmıyor meclis üyeleri. Bazıları da meclisi ikinci plana itip başkanlık sistemini hayal ediyor olabilir. İşi uzatıp sıkıntı yaratacak, başımızı belâya sokacak konulara girmek istemem; onun için size size; vekile değil, vekil seçen sizlere sesleniyorum: 
         Kalp krizi geçirmek üzereyiz. Acile koşmalı ve gerekli tedbirleri almalıyız.
         Anlayana sivrisinek saz...        
         
         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli
 ------------------------------
1.  *(2013’te) TBMM Başkanı Cemil Çiçek, 24. Dönem 4. Yasama Yılı'nın sunuş konuşmasında  "TBMM milletimizin, Cumhuriyetin ve demokrasinin kalbidir. Bu kurumun ayrı bir kişiliği ve şahsiyeti var. Söz ve eylemlerimizde bu gerçeğin ne kadar farkında olursak milletvekilleri olarak o kadar güç ve saygınlık kazanacağız" dedi.
(22 Nisan 2009’te) Devletin zirvesinden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı mesajları
* Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Yüce Meclisimiz, geçmişten günümüze milli çıkarlarımızı ve haklarımızı her zaman titizlikle savunarak, millet iradesini en iyi şekilde temsil etmiştir... Milli iradenin tecelligâhı TBMM, demokratik rejimimizin kalbidir. Gençlerimizin imza atacakları yeni başarılarla ülkemizi yeni ufuklara taşıyacaklarına inancım tamdır.

* TBMM Başkanı Köksal Toptan: Meclisimiz, 89 yıl önce olduğu gibi bugün de demokrasinin kalbi, milletin ümit kaynağıdır. Meclisimiz, bundan sonra da Cumhuriyetimizin 100. yıl vizyonuna yakışır önemli hizmetler yapacak, demokrasimizin daha da kökleşmesinde en büyük güç kaynağı olacaktır...

3 Aralık 2014 Çarşamba

Bugün Radyasyonluyum


 
          Bu yazımı hamile bayanlar, çocuklar ve hastalar okumasın. Öylesine söylemiyorum, doktor tavsiyesi üzerine yazıyorum.
Sabahleyin Kocaeli Devlet Hastanesinde efor testine girdim, ayrıca filim çektirdim. Ayrılırken doktor, radyasyonlu olduğumu; hamile bayanların, çocukların ve hastaların yanında durmamam gerektiğini söyledi.
          Vücudum radyasyonlu, acaba beynim de mi radyasyonlu. Beynimdeki radyasyon yazıma da geçer mi ? Her ihtimale karşı, biz uyarı görevini yapalım.
          Şimdiye kadar herkes için yazdım. Hiçbir sınırlama yapmadım. Eğer sınırlama yapsaydım fanatik partililerin,odunum da odunum. diyenlerin yazılarımı okumamaları gerektiğini söylerdim; ama öğretmen olduğum için bunu kendime yakıştıramadım. Ancak bugünle sınırlı olmak koşuluyla bazı okuyuculara yasak koydum. Bir ara, okuyuculara yasak koymaktansa kendime yasak koymayı yani yazmamayı düşündüm. Ama yazmadan da edemedim.
          Şimdi, baştan başlayarak bugünü nasıl harcadığımızı anlatalım:
          Sabahın yedisinde durağa çıktım. Halk otobüsünü beklerken önümde bir araba durdu. Bir şoför hanımefendi, sağolsun; “İzmit’e gidecekseniz, götürelim.” deyince arabasına bindim. Nereye gittiğimi sordular. Kocaeli Devlet Hastanesine gittiğimi söyledim. Kendileri de hastaneye gidiyorlardı. “Doktor musunuz?”deyince hemşire olduklarını söylediler. İki kız kardeş hemşire. Biri Nükleer Enerji Bölümünde çalışıyor; yani benim gideceğim bölümde.
          Hemşirelere teşekkür ve dua ettikten sonra kendi kendime düşündüm:
          Hastanelerde gerek doktorların, gerekse hemşirelerin hastalarına gösterdikleri yakın ilgilerine her zaman teşekkür ettim. Sözünü ettiğim hemşireler bir öğretmen gibiydiler. Yani görev mahalli dışında da yardımcı oluyorlardı. İhtimal bütün hemşireler ve doktorlar da bunlar gibidir. Bu hemşirelerin şahsında tüm sağlık görevlilerine açıkça teşekkür etmeyi bir görev, bir borç kabul ediyorum.
          Hastaneye giderken, her zaman olduğu gibi yanıma kitap da aldım. Tabii, yakın gözlüğümü de. Kitap okuyamadım. “Okumasını bilirseniz her insan bir kitaptır.” sözünden hareketle gözlem yapmaya çalıştım:
          Bir bayan, Doktor X’e telefonla ulaşarak bir bitkisel ilâç kullandığını ve bu ilâçlar sayesinde tıkalı olan iki damarının da açıldığını söylüyordu. Bu konuyu doktorlara söylemediğini de ekliyordu. Sağlık Bakanlığımızın  yardımcı, alternatif tıp konusunda yönergeleri var. Ama bu konuda yeterli denetlemeleri var mı acaba?
          Radyasyonlu alana hasta yakınlarının girmesinin uygun olmayacağı uyarıları her tarafta asılı; ama kimsenin umurunda değil.
          Hastaneye 07.30’da gitmiştik. Bölüm sekreterinin geleceği saate kadar Yani 08.00’e kadar radyasyonsuz alandaki koltuklara oturarak diğer bekleyenler gibi televizyon izledim.
Haberler hiç de iç acıcı değil. Tüm haberler radyasyonlu diyebiliriz. Ben de radyasyon merakı var ki haberlere çok düşkünüm. Eşim sıkıntıya gelemez, hemen kanal değiştirir. Bana da “Bilgisayar senin, televizyon benim.”der. Gerçi, diğer bir odamızda da televizyon var; ama eşime hak verdiğim için oda değiştirmem. Yanlış anlaşılmasın eşim haber gibi haberleri kaçırmaz.
          Hastaneden söz ederken eve geçtik. Şimdi tekrar hastahanedeyiz:
          Hastahane oldukça kalabalık olmasına rağmen, ayrı ayrı saymayayım tüm görevliler hastaları memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Personele diyeceğimiz yok; ancak devlet yetkililerimiz insanlarımızın hastalanmamaları için ne yaptığını merak ediyorum. Tabii bu konudaki çalışmalar yok değil. Aile doktoruna gittiğimde bu çalışmalara da şahit oluyorum. Ancak bu çalışmaları yetersiz buluyorum. Sadece bir bakanlık değil tüm bakanlıklar, tüm yetkililer bu konuda seferber olmalı. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.”atasözümüzü unutmamalı.
           Kafalar sağlam olmalı, radyasyonlu kafa ile akıl yürütemeyiz. Yunus Süresi 100.ayetini hatırlatırım: “Allah, aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır.
          Böyle daldan dala atlamam iyi olmuyor, dedik ya bugün radyasyonluyum.
          Hastaneden çıktım. Eve gelirken bir kitapçıya uğradım. 5 kitap 10 lira. İnanılır gibi değil. Dükkân kapanacağı içinmiş bu ucuzluk. Ucuzluğa rağmen kitap alan yok. Bu durumu nasıl kınayacağımı, nasıl izah edeceğimi bilemiyorum. Biz böyle mi olacaktık?
          Halk otobüsünde, aldığım kitaplara göz gezdiriyorum. Bayağı güzel kitaplar. Birinin önsözündeki cümle dikkatimi çekti. İnanç ve ırk dayatmasının hiç iyi sonuçlar vermeyeceği vurgulanmaktaydı. Peki, bu dayatmacıların müzakere halinde olmaları nasıl sonuç verebilir?
          Yazar dediğin bildiği bir konuyu ele alıp enine boyuna işleyen biri demektir; böyle konular arasında trekking yapanlara yazar denmez. Bunu bile bile böyle yazdım. Dedim ya bugün radyasyonluyum.
        “Valla, hocam sadece siz değil herkes radyasyonludur.” demenizi istemem. İnşallah öyle düşünüldüğü gibi değildir.
          Radyasyon gözle görülmüyor ya, aldanışımız bundan. Birilerinin bizleri hipnoz etmesi bundan. Ayrı ayrı saymayayım bütün melanetler bundan.
          İnşallah ben, doktorların demesine göre bir iki gün sonra radyasyondan kurtulacağım. Dilerim herkes de kurtarır. Yurdumuzun, ulusumuzun üzerindeki karabulutlar, radyasyonlar dağılıverir, bin parçaya bölünür, yok olur. Tabii, sadece dilemekle olmuyor bu temizlik.
         Temiz ve aydınlık bir gelecek dileğiyle.

         Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 02.12.2014