10 Ocak 2015 Cumartesi

İki eksinin birbirine çarpımı...(-) X (-) = +

          

        Bizden öncekiler, bir konuyu tarif ederken veya açıklarken “Ağyarini mâni, efradını câmi” deyimini bir kural gibi kullanırlardı. Gerekli olan her şeyi toplayan gereksiz hiç bir şeyi dahil etmeyen anlamındaki bu kuralı yazılarımızda da uygulayabilir miyiz? Ben şahsen uygulayamadım. Örneğin evimin penceresini anlatırken farkında olmadan bahçeye atlıyorum. Bahçede kalsam yine iyi oradan geçmiş anılarıma gidiveriyorum. Yani çağrışımlarla uzatıyor da uzatıyorum. Bazen de mecazlarla doluyor yazılarım. Gerçi her okur kendince okur yazıyı; ama mecazlar da olursa yazı ana fikrinden, temasından kayıverir.

          Birkaç sene önce, kendi kendime şu kararları almıştım:
          Yazarken kendimi ıssız bir adada kabul edeceğim. Alıntı yapabileceğim kitapların, sözlüklerin olmadığı bir adada... Tesirinde kalacağım televizyon, radyo, internet gibi araçların olmadığı bir adada içimden geçenleri anlatacağım.
        
          Derler ya “Bir kişinin kültürü, her şeyi unuttuktan sonraki yaşayışıdır.” Bu sözün aslını unuttum, mealini söylediğim bu sözden hareketle kendi kendimi bir kere daha test edeceğim; ama bu kez önceki gibi katı olmayacağım, daha doğrusu olamayacağım; çünkü unutkanlığım artıyor, ister istemez internete girmek zorunda kalıyorum. İlk sınavımda başarılı oldum diyebilirim. O dönemde yazdıklarımı ben de beğendim doğrusu. Bu kez bir adada kabul etmiyorum kendimi.

          Yine odamdayım. Klavyemin başındayım. Alıntı yok, benzetme yok, mecazlı ifade yok. Edebi olma, estetik olma...vb. kaygılar yok. Hatta uzun oldu, kısa oldu; okunurdu, okunamazdı...vb düşünceler de yok.

          Yoklardan ne çıkabileceğini ben de merak ediyorum. İki eksinin birbirine çarpımı  artı olur mu?
          Duygu ve düşüncelerimizin, eylemlerimizin hep artılarla donanması dileğiyle....


          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 10. 01. 2015

6 Ocak 2015 Salı

Penceremden 3

             Bugün 06 Ocak 2015, günlerden Salı. Dışarıda kar var. Kafamızda binbir düşünce; kalbimizde sınırsız duygular... Ne düşünceleri aktarabiliyoruz ne de duyguları. Hiç olmazsa yaptığımızı anlatıverelim. Bu anlatıdan sızabilen düşünce ve duygu olursa ne âlâ.
             Dün gece çok çok az uyuyabildim. Yaşlılıktan mı, hastalıktan mı bilemem; uyku tutmadı. Belki televizyonda izlediğim haberler moralimi bozmuştur, belki de yatak odasında elektronik aletlerin bulunması ya da yediğimiz yemekler dokundu. Her neyse, saat 03.00’te penceremden bakınca karın tuttuğunu gördüm. Sabah namazına kadar ayakta kaldım. Bir ara internede girdim. İnternet'i de kullanmasını bilemiyorum. Her zamanki gibi yine gazete okudum, blogerlerin yazılarını okudum. Facebook, twitter... derken zamanı öldürdüm. Sabah namazından sonra bırazcık uyuyabildim.
             Öğleden sonra ekmek almaya çıktım. Yanıma fotoğraf makinemi de aldım. Fotoğraf makinesini aldığımda “Fotoğraf makinesini yanımdan ayırmayacağım, gördüklerimi anılaştıracağım.”diyordum kendi kendime, ama nerde... geçen yıllar Penceremden 1, Penceremden 2 başlıklarıyla bir kaç satır da yazarak epeyce fotoğraf yayınlamıştım. Bu gün de aynı mekânlarda fotoğraf çektim. Evden çıkarken çekmeye başladım, ancak pil zayıf olduğunu ihtar etti objektif. Makineler  de akıllı oluyor. Biraz da  biz akıllanabilsek.
            Marketten pil aldım ve eve gelinceye kadar fotoğraf çektim. Bir elimde poşetler, bir elimde de fotoğraf makinesi. Az da olsa kar yağıyordu, ben çektiğim manzaraları pek göremiyordum; ama objektifin gözünden bir şey kaçmıyordu. Eve gelince geçen seneleri hatırlayarak pencerelerimden birkaç fotoğraf daha çektim.
             Fotoğrafların güzel olduğunu söyleyemem. Buna rağmen birkaç fotoğraf yayınlıyorum. Büyük oğlum Fuatla telefonda konuşurken fotoğraf çektiğimi de söyledim. Öyle fotoğraf çekmeye değer manzaralar oluşmadığını söyledi ki doğrudur. Ama sevgili eşim: “Bir daha fotoğraf çekmek ya nasip.” deyince yayınlayıverdim. Siz de güzel bakın. Derler ya “Güzel bakan güzel görür. Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır.”(Bediüzzaman)
            Hayatınızdan lezzet almanız dileklerimi bildirmeden önce birkaç satır dah yazmak istiyorum.
Fotoğraf çekerken, inanın, bugün medyanın gündemini dolduran adam kayırma, görevi kötüye kullanma, suistimal,  ihmal, rüşvet, hırsızlık... tek kelimeyle yolsuzluk konularını düşünmedim. Yüce Divandan kaçış konusunu da düşünmedim. Demek ki becer ya da becereme bir sanatla uğraşmak zihni dinlendiriyor. Fotoğraf sanatçısı olduğumu ima ediyor değilim, demem o ki fotoğraf çekerken dinlendiğime göre en azından bir sanat sevgisi var bizde de...
             Her fotoğrafın altına birkaç satır olsun yazmak da istiyorum. Bir yandan da sabrınızı taşırmaktan korkuyorum. Öyle ya bugün medyadaki haberlerden siz de en az benim kadar bunalmışsınızdır. Biliyorum, bu hukuksuzluklar, bu akıl almaz işler bazılarının umurunda bile değil; ama ben onlar için değil sizler için yazıyorum.
          İşte fotoğraflarım...

          Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli, 06. 01. 2015

Ayrıca bakınız ( Karşılaştırma yapmak için tıklayınız.)
             Penceremden (Kar şiirleri) : 1



Oturduğumuz apartman (sağdan birinci)


Apartmanımızın hemen üstündeki Erzurumlu İbrahim hakkı Hazretleri Camisi



Apartmanımızın çok yakınındaki Serdar Ortaokulu ve İlkokulu


Tam Karşımızdaki iki blok arasında ileride çok az görülen Serdar Aile Hekimliği binası


"Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür."demeyin oğlum Fuat'ın tavuklarını hatırladığım için bu kareyi çektim

Çocukların ne yaptığını görüyorsunuzdur; ama bu manzaranın bana çocukluğumu hatırlattığını düşünebilir misiniz.